Kişisel Gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kişisel Gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Teknoloji Stresinden Kurtulma Yolları

Yazar: murat güneş Tarih: 15:34 Kategori: , Yorum:

Teknolojinin tüm nimetleri istesek de istemesekte hergün hayatımıza  girmektedir.Uzun süre teknoloji ürünleriyle vakit geçirildiği zaman TEKNOSTRES adı verilen yeni bir tür hastalığa yakalanma ihtimaliniz yükselmekte.Peki bu TEKNOSTRES nedir ? Psikiyatrist Dr. Sabri Yurdakul bunları sizler için birer birer açıkladı.  Baş ağrısı, halsizlik, uykusuzluk gibi rahatsızlıklara yol açan teknostresten nasıl kurtulabileceğimizi yazının devamında okuyabilirsiniz.
Akıllı telefonlar, internet, akıllı televizyonlar, tabletler derken giderek hızlanan teknolojiye ayak uyduramayan insanın yaşadığı stres baş ağrısı, halsizlik, uykusuzluk, sosyal ilişkilerden uzaklaşma, beyin yorgunluğu ve tahammülsüzlük olarak karşımıza çıkıyor. Sürekli akan mail trafiği, giderek artan ve yaşamın her alanını kaplayan sosyal medyayı takip etme zorunluluğu, beğenildim, beğenilmedim, takip edildim, edilmedim kaygılarının öne çıkması ile günümüz insanı sürekli baskı altında yaşıyor. Psikiyatrist Dr. Sabri Yurdakul teknostresle ilgii merak edilenleri açıkladı. 
Teknostres cinsel isteği azaltır mı? 
İş hayatında giderek artan teknolojiye ayak uydurma zorunluluğu, çalışma saatlerinin normal mesai saatlerinin dışına çıkarak artık gece ve gündüz dinlememesi, giderek artan sayıdaki elektronik iletileri cevaplama zorunluluğu ve sadece çevresi ile değil tüm dünya ile rekabet etme çabası giderek artan bir stres yaratıyor. Kişi kendisine ve ailesine zaman ayıramıyor, cinsel isteği azalıyor, giderek kendisine ve dostlarına daha az zaman ayırıyor. Teknostresin iş adamlarında baş ağrısı, psikolojik yorgunluk, sinirsel tansiyon, kötü beslenme, gevşemek için alkol, uyanık kalmak için sigara kullanma ihtiyacını yarattığını biliyoruz. 
Teknostres gençlerin hayatını nasıl etkiliyor? 
Gençler için de benzer durum söz konusu. Gençler, bilgisayar ve akıllı telefonlar nedeniyle ders çalışmak istemiyor, ders için aileyle sürekli kavga ediyor, sosyal medyada yeterince beğenilmeme ya da takip edilmeme kaygısıyla stres altına giriyorlar. Ayrıca gençler daha çok sayıda insanı takip edip onların da kendisini takip etmesini sağlama ihtiyacı hissediyor. Bu nedenle gençler, uykusuz kalıyor, yeterince desteklenmediği durumlarda kendilerini dışlanmış hissediyor ve giderek teknostresin etkilerine daha çok maruz kalıyor. 
Teknostresten nasıl kurtuluruz? 
Teknostresin ortadan kaldırılmasında teknolojiyi gerekli ve yeterli kullanmaya çalışmak önemli. Teknostresten kurtulmak için tüm sosyal medyayı izleyeceğim çabasını daha makul bir seviyeye getirmek gerekiyor. Arkadaşlarla chatleşme ya da WhatsApp’da yazışma takıntı haline getirilmemeli. Spora ve arkadaşlara zaman ayırmak, teknolojiyi gerekli olduğu kadar kullanmak, kendine zaman ayırmak her yaştan teknostres kurbanlarına kurtuluş umudu olabilir.

http://www.gercekbasari.com

9 NOKTA KİŞİLİK ANALİZ TESTİ

Yazar: murat güneş Tarih: 14:22 Kategori: Yorum:





Enneagram Metodolojisi

Kişilik tiplerini inceleyen diğer teorilerden farklı olarak Enneagram, statik değil dinamik bir sistemdir. Enneagram sembolü üzerindeki her bir nokta, belirli biçimlerde birbiri ile ilişki içerisindedir. Enneagram, tiplerin sadece kişilik özelliklerini, eğilimlerini ve tercihlerini tanımlamakla kalmaz, davranışlarının altında yatan motivasyon kaynaklarını da açığa çıkarır. Bunun yanısıra, tiplerin stres ve güven hallerinde, duruma bağlı olarak değişebilen davranış şekillerine değinir.


Kanatlar

Her bir kişilik tipi, kanat adı verilen, sağındaki ve solundaki kişilik tiplerinden etkilenebilir. Genel olarak bir kanadın baskın olduğu söylenebilir ancak her iki kanadın dengede olduğu durumlar da olabilmektedir.  Ana tipin kanatlarla olan ilişkisi her kişinin kendine özgü davranışlar sergilemesini sağlamaktadır. Kanatlar, kişinin temel özelliğini tamamlayıcı ya da karşıt özellikler taşıyabilirler ancak kişinin temel kişilik özelliklerini bulunduğu tip belirlemektedir.Örneğin Tip 2 Yardımsever için;

2 kanat 1
Bir kanadı baskın olan İkiler ana tiplerinin özelliklerini sergilemenin yanısıra daha görev odaklı, idealist ve yargılayıcı olma eğilimindedirler.

2 kanat 3
Üç kanadı baskın olan İkiler ana tiplerinin özelliklerini sergilemenin yanısıra daha hareketli, rekabetçi ve sonuç odaklı olma eğilimindedirler


Stres ve Güvenlik NoktalarıEnneagram, kişilik tiplerinin stres ve güven anlarındaki davranışlarını da açıklamaktadır. Enneagram sembolü üzerinde, ana tipten uzaklaşan ok yönündeki tip, kişinin stres anında, bazı özelliklerini sergilediği, stres noktası olarak adlandırılan tiptir. Enneagram sembolü üzerinde, ana tipe yaklaşan ok yönündeki tip, kişinin kendini güvende hissettiği anlarda, bazı özelliklerini sergilediği, güvenlik noktası olarak adlandırılan tiptir.

Örneğin Tip 2 Yardımsever için; 


Stres Noktası (Ana tipten uzaklaşan ok yönü): Tip 8

İkiler stres altında olduklarında Sekizin olumsuz özelliklerini sergileme eğiliminde olabilirler. Canayakın, yardımsever ve fedakar olan İkiler, stres altındayken çevresindekiler üzerinde baskı kurmaya, kontrol etmeye veya çatışma çıkarmaya eğilimli olabilir.

Güvenlik Noktası (Ana tipe yaklaşan ok yönü): Tip 4


İkiler kendilerini rahat ve güvende hissettiklerinde Dördün olumlu özelliklerini sergileme eğiliminde olabilirler. Canayakın, yardımsever ve fedakar olan İkiler, kendilerini rahat ve güvende hissettiğinde kendi ihtiyaçlarının ve isteklerinin de farkına vararak, bunları dile getirmeye eğilimli olabilir.

ÜCRETSİZ TEST İÇİN TIKLAYIN




















MAZERET HASTALIĞI

Yazar: murat güneş Tarih: 16:23 Kategori: Yorum:

Mazeret Hastalığı

mazeret

Çevrenizde başaralı olmamış insanlar var mı?  Neden başarısız olduklarını nasıl da uzun uzadıya açıklıyorlar, değil mi? Peki, neden başarılı olanlar nasıl başarılı oldukları üzerine onlar kadar uzun konuşmuyorlar?

Başarısız insanlar, başarısızlığın nedenlerini kendileri dışında bir yerde bulurlar.
Kendinizin dışındaki nesneleri rahatlık görür, duyar ve hissedersiniz. Duyu organlarınız bu alımlarını zihin süzgeçinden geçirip,  başkalarına da aktarmanızı sağlar. Bu işlem çok kolaydır.

Ama kendinizi her an göremezsiniz. Gerçek sesinizi algılayamazsınız. Bu yüzden; bir teypten, hoparlörden sesinizi duyduğunuzda şaşırırsınız. Sizin sesiniz olduğuna inanamazsınız. Bir başkası dokunmadığı sürece bedeninizin ne kadar hassas ve duyarlı olduğundan haberdar değilsinizdir. Bunu en iyi sevgililer bilir. Sevgilinin dokunuşu tüm vücudu titretirken, kendi bedeninize ne kadar dokunursanız dokunun aynı hissi yaşayamazsınız.

Dışarıdaki olayları çok rahat tarif eder ve detaylarıyla anlatırsınız. İşte başarısızlığını dış nedenlere bağlayan, sürekli mazeret üretenler de bu yüzden çokça konuşup neden başarısız olduklarını anlatırlar. Tabi bahanelerine kendileri de dahil kimse inanmaz ama onlar yinede gördüklerini kendilerince anlatırlar.

Başarılı insanlar mazeretlerin arkasına sığınmazlar. Çünkü mazeretler yoktur onların dünyalarında. Olmayan bir şeyin arkasına sığınamazlar. Dr David j. Schwartzin söylediği gibi “Mazeret bulmak bir hastalıktır.”

Ludwig Von Beethoven’ın 1802′de başlayan ve 1820′de tamamen sağır olmasına neden olan hastalığı beste yapmasını engellemedi.  En güzel eserlerini bu dönemde yaptı. Ününe ün katan Dokuzuncu Senfoni de bu dönemin ürünüydü. Çünkü o duymayan kulağının arkasına saklanmadı. Hastalığının bir mazerete dönüştürüp, kendi başarısına engel olmadı. Ne istediğini biliyordu, hedefe kilitlenmişti ve hayatındaki gölgenin onu kaplamasına izin vermedi.

Her hastalık gibi, mazeret hastalığı da vücudu ve zihni etkisi altında almak ve hükmetmek ister. Bazı insanlar bu hastalığın esareti altına girmişlerdir. Bir olay karşısında hemen mazeretler ortaya çıkarırlar ve kontrolü ona devrederler:

“Verdiğim kararı desteklemedikleri için olmadı.”
“Ailem sırtını dönmeseydi başarabilirdim.”
“Bu iş benim yapıma uygun olmadığı için vazgeçtim.”
“Banka kredi vermiş olsaydı, iflas etmeyecektim.”
“Ben çok çalıştım ama sınav sistemi doğru olmadığı için kazanamadım.”
“Dersler çok zor, iyi not almak neredeyse imkânsız.”
“Eşim engel olmasaydı, çalışmaya devam edebilirdim.”
“Bu devirde kendi işini kurmak çok zor.”
“Ortağımın attığı kazık yüzünden bu haldeyim.”
“Bu yaştan sonra, benden geçti artık.”

Mazeret üreten insanlar; başlangıçta yapmak istemedikleri, korktukları ya da hoşlarına gitmeyen durumdan kurtulmak için mazeret üretirler. Zamanla kendi mazeretlerine kendileri de inanır ve zihnen, bedenen ve ruhen yeni kalıbı benimserler.

Bu mazeretler eşliğinde rehavet dönemi başlar. Ta ki siz başka bir eyleme geçmek isteyip de onun da olmayacağına dair yeni mazeretler üretene kadar.

Örneğin; bir gün birinin mutlu kahkahalarını duyar ve şöyle diyebilirsiniz: “Yeter artık bende mutlu olmak istiyorum.” Ya da birinin özgürlüğünü görüp; “Bende özgür olmak istiyorum” diye haykırabilirsiniz. Ama bu konu üzerinde biraz kafa yorunca, korkularınız, endişeleriniz, olumsuz inançlarınız depreşir ve sizin bunu neden başaramayacağınıza dair sizinle ilişkisi olmayan mazeretler üretmeye başlar.

Bir çocuk gibi mutlu özgür ve rahat olmak istediğiniz anlar olmuştur. Ama zihninizi kaplayan mazeret hastalığı hemen depreşir ve rehavet döneminden çıkıp dizginleri ele almaya çalışır. İşte o anda mutluluğu sergileyen kişinin veya varlığın davranışına karşı mazeretler üretip, mutluluğu bastırmaya başlarsınız. Bunun en güzel örneği bir taraftan bir çocuk gibi mutlu olmak isterken, bir taraftan çocukların davranışlarına karşı gösterdiğimiz tepkilerdir. Onlar gibi koşulsuz kahkahalar atmak isteriz ve gürültü yaptıklarını ileri sürerek onların kahkahalarını bastırırız.

Geçenlerde otobüste bir grup genç güle eğlene yolculuk yapıyorlardı. Gerçektende yaşamın derdinden, tasasından o kadar uzaklar ki onları kıskanmadan izlemek mümkün değildi. Bu arada bir grup orta yaşın üstünde insanda bu neşeden ve eğlenceden inanılmaz rahatsızlık duyuyordu. Kendi gençliklerindeki neşeyi, heyecanı unuttukları gibi, o dönemden eser kalmamıştı. Sonraki dönemde gerçekleşen öğrenmeleri doğrultusunda davranış değişikliği gerçekleştirmişlerdi. “Otobüste yüksek sesle konuşmak yanlıştır.”

Gençlerin gerçekliği ile onların gerçekliği hiç ama hiç örtüşmüyordu. Gençlere bu durumu fark ettirecek yükseklikte bir ses tonuyla sızlanmaya başladılar; “Gençlik çok değişti çok. Artık ne büyüğe saygı var ne küçüğe. Ne kural kaldı ne de saygı.”
O ana kadar çevreden haberi olmayan gençlerin yüzündeki tebessüm silindi, kahkahaların yerini sessizlik aldı. Otobüstekiler tıpkı kendilerine öğretildiği gibi gençlere katıksız mutlu olamayacaklarını öğretmişler ve gençlerin davranışını değiştirmişlerdi. Tam istedikleri gibi olmuştu. Her tarafı derin bir ölüm sessizliği bürümüştü.

KAYNAK:
Müge Kasaroğlu
www.superbeyin.gencgelisim.com

LES GIBLIN Mutluluk Ve Başarı Anahtarınız

Yazar: murat güneş Tarih: 11:35 Kategori: Yorum:

Mutluluk Ve Başarı Anahtarınız (Les Giblin)

Hepimizin, yaşamdan iki beklentisi var: Başarı ve Mutluluk.
Hepimiz farklıyız. Sizin başarı anlayışınız, benimkinden farklı olabilir. Ancak, eğer başarılı veya mutlu olacaksak, hepimizin nasıl ele almamız gerektiğini öğrenmesi gereken bir Büyü/c Etmen var. Avukat, doktor, işadamı, satıcı, ana-baba, satış görevlisi, ev hanımı veya her ne iseniz, bu Büyük Etmen hep aynıdır.
Tüm başarı ve mutlulukların, bir ortak paydası vardır: Diğer insanlar.
Eğer diğer insanlarla başarılı ilişkiler kurmayı öğrenirseniz, tüm iş kollarında, kariyerde ve uğraş alanlarında işin yüzde 85ini ve kişisel mutluluk yolunda da işin yüzde 99unu halletmiş olacağınız, çeşitli bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır.

 Sadece iyi geçinen biri olmak, yeterli değildir

Yalnızca insanlarla iyi geçinmeyi öğrenmek, ne başarının ne de mutluluğun garantisi değildir. “Ne şiş yansın, ne de kebap” biçiminde düşünenler, yaşam boyu sorunlardan uzak durabilmek için insanlarla geçinme yolları bulmuşlardır.
Ürkek, sıkılgan, paspas tipli insan, “insanlarla geçinme”nin yöntemine, yani onların kendisini çiğneyerek üzerinden geçmelerine alışmıştır.

Diğer uçta; baskıcı, diktatörvari tipteki insanlar da “insanlarla iyi geçinmenin” yolunu bulmuşlardır: tüm muhalefeti bastırıp, onları paspas yaparak ve onların üzerine basarak.
İnsanlarla iyi geçinmek için kitaplara gereksinimimiz yok; zira her birimiz, kendi yöntemini yürürlüğe koymuştur bile. Nevrotikler dahi bu işi kendi yöntemleriyle götürürler; psikologlar, nevrozun başlı başına nevrotik kişilerce insanlarla iyi geçinmek üzere geliştirilmiş bir tepkiler modeli olduğunu söylemektedirler.
Önemli olan, insanlarla iyi ilişkiler içinde olabilmek, ya da onlara karşı nasıl davranmamız gerektiğini bilmektir; bu sayede hem kişisel tatmin bulur, hem de ilişkide bulunduğumuz kişilerin egolarını çiğnememiş oluruz. İnsanlarla ilişki, kendi egomuzla karşımızdakilerin egolarını esen tutma ilmidir. Ve bu, gerçek başarı veya gerçek tatmin getirecek tek yöntemdir.
İnsanların yüzde 90’ı yaşamda neden başarısız olur
Carnegie Teknoloji Enstitüsü’nde, 10 000 kişiye ait veriler analiz edilerek, başarının yüzde 15 inin yapılan işle ilgili bilgi ve beceri geliştirme çalışmalarına ve yüzde 85 inin de kişilik faktörlerine, insanlarla başarılı ilişkiler kurmaya bağlı olduğu görülmüştür!
Harvard Üniversitesi Mesleki Yönlendirme Bürosu, işten atılan binlerce kadın ve erkek üzerinde bir çalışma yapmış ve görevini yapmadığı için işine son verilen her bir kişiye karşılık, insanlarla iyi ilişkiler kuramadığı için işinden olan iki kişi olduğunu ortaya çıkarmıştır.

Bu oran, Dr.Albert Edvvard Wiggam’ın, “Kendi Beyninizi Araştırın” isimli makale sütununda belirttiği gibi, daha da yüksek olabilir. Bir yıl içinde işinden olan 4000 kişiden sadece yüzde 10 unun veya 400 ünün, verilen işi yapamadıkları için işlerine son verilmiş.Yüzde doksanının veya 3600 ünün ise, diğer insanlarla başarılı ilişkiler kurma yetisi edinememiş oldukları için işlerine son verilmiş!

 Başarı ve mutluluk nereden gelir ?

Etrafınıza bakın. Tanıdığınız en başarılı kimseler en zeki veya en becerikli olanlar mıdır? En mutlu görünenler, bildiğiniz diğer insanlara nazaran çok daha mı akıllılar? Eğer durup biraz düşünürseniz, muhtemelen tanıdığınız en başarılı ve hayattan en çok zevk alan kişilerin, diğer insanlarla iyi geçinmeyi bilenler olduğunu görürsünüz.


Kişilik sorunlarınız, diğer insanlarla sorunlarınız demektir

Dünya yüzünde çekingen, kendine güvensiz, sosyal olgularda rahatsız, kendini aşağı bulan ve gerçek sorunlarının insanlarla ilişkide bulunabilme sorunu olduğunu farketmeyen milyonlarca insan var. Nedense şunu anlamamakta ısrarlılar: kişilik olarak başarısızlıkları, gerçekte diğer insanlarla başarılı ilişkiler kurmayı öğrenmedeki başarısızlıklarında yatmaktadır.

Belki bir o kadar da, en azından yüzeyde, bu çekingen ve sıkılgan türün zıddı insan bulunmaktadır. Bunlar kendilerinden emin görünürler. “Patronvari” davranışlarıyla, içinde bulundukları sosyal gruplara hükmederler evde, büroda veya kulüpte. Ancak onlar da bilirler ki, eksik olan bir şey vardır. Akıllarına şöyle sorular takılır: Neden kendileriyle birlikte çalışanlar veya neden aile bireyleri, onlara gereken önemi vermez? Diğer insanlar neden daha isteklice işbirliği yapmazlar da, sürekli onları itmek gerekir? Hepsinden önemlisi, en samimi anlarında farkederler ki, etkilemek için en çok çırpındıkları kişiler, şiddetle arzuladıkları onay ve kabulü onlara asla vermezler. İşbirliğini, bağlılığı ve arkadaşlığı zorlarlar, insanları bunlar için iterler, ancak en çok istedikleri şey için zorlama kar etmez. Diğer insanları, kendisini sevmeleri için zorlayamazlar ve gerçekten istediklerini de hiç bir zaman elde edemezler, zira diğer insanlarla ilişkide bulunma sanatında hiçbir zaman uzmanlaşmamışlardır.

Understanding Fear in Ourselues and Others (Kendimizin ve Başkalarının Korkularını Anlayabilmek) adlı kitabında Bonaro Overstreet, yıkıcı duygusal sorunların kökünün, daima diğer insanlarla ilişkilerimizde olduğunu söylüyor. “İnsan, buzlu bir yolda ilerlerken arabasının kaymasıyla bir korku duyar, ancak bu korku kişiliğini etkilemez. Ayağına çekiç düşerse canı yanar, ancak bu ağrı gizli bir düşmanlığı beslemez... İnsanın hoşgörü gösteremeyeceği ve psikolojik sağlığını kaybetme tehlikesine düştüğü tek durum kendisinin ve çevresindekilerin birbirlerine karşılıklı olarak güvenlerini kaybetmeleridir... ”

Atom çağında, atlı araba yöntemlerini kullanamayız.

Geçmişte belki ünlü bir sanayici “kahrolsun insanlar” diyebilir ve fazla da tepki çekmeyebilirdi. İkinci Dünya Savaşı’nda, üretimin kıt olduğu dönemlerde dahi, satıcıların ve işadamlarının da böyle düşünmüş olmaları mümkündür.

“Kadın özgürlüğü”nden önce, aile içi ilişkiler de basitti. Koca ve baba; sahip ve buyurgan rolünü üstlenirdi, eğer başarılı olursa ortaya çıkan sorun ufak olurdu, ya da yüzeyde öyle görünürdü.

Ancak zaman değişti; geçmişte yaşayan ve atom çağında atlı araba yöntemleri kullananları, günümüz insan ilişkileri uzmanları jet gücüyle yolun bir kenarında yaya bıraktılar.

Uygarlık ilerledikçe, yeni buluşlarla dünyamız küçüldükçe ve iktisadi yaşamımız uzmanlaşıp karmaşık bir hal aldıkça, diğer insanlar bizim için gitgide daha önemli olmaktadırlar.
 Davy Crockett’in dünyası artık yok
Davy Crockett, son derece bireyci idi ve böyle olmak ona fazla şey kaybettirmiyordu. Onun zamanında insanlar, bizim bugün olduğumuz kadar birbirlerine gereksinim duymuyorlardı. Ayı pirzolası mı yediği, yoksa ellerini tavşan yahnisi pişirirken mi ısıttığı, tamamen kendi eğilimlerine ve atıcılıktaki ustalığına bağlıydı. Ama eşim Bayan Giblin’in yumuşak bir bonfile alabilmesi, köşedeki kasapla olan ilişkisine veya eşinin geçen hafta insan ilişkilerinde başarılı olup olmadığına bağlı.
Davy Crockett’in, kansı “Old Betsy”e nasıl davranacağını bilmesi,' belki de insan ilişkileri konusunda dağarcığındaki tüm bilgileri oluşturmaktaydı. Ancak günümüzde teknik konularda yetenekli olmak dahi, başarılı insan ilişkileri gündeme geldiğinde, gölgede kalabiliyor. Size bazı örnekler vermeliyim:


İnsan mühendisliği, teknik bilgiden daha önemli

Günümüzde tümüyle teknik beceriye dayalı gibi görünen bir meslek varsa, o da mühendisliktir. Purdue Üniversitesi’nde, beş yıldan biraz uzun bir süre, mühendislik bölümü mezunları hakkında mezuniyet sonrası bilgiler tutuldu. Okulda en yüksek notlan almış tüm teknik detayları öğrenmiş, mesleğin inceliklerine vakıf olduğu düşünülen öğrenciler, en düşük notlan alan öğrencilerle maaş konusunda bir kıyaslamaya tabi tutuldular. Aradaki fark, yılda sadece 200 dolarlık bir farkı gösteriyordu.

Ancak, sosyal etkinliklerde göze çarpan bir yetenek sergilemiş mezunların gelirleri ile kıyaslandığında, bu kişilerin “akıllı” grubundakilerden ortalama yüzde 15 ve düşük kişilik özellikleri gösteren gruptakilerden de yaklaşık yüzde 33 daha çok para kazandıkları ortaya çıkmıştı.

İlginçtir, bugün pek çok insan kişiliklerini geliştirmek istemekte, ancak bu kişiler insan ilişkileri tekniğine ya çok az ilgi göstermekte, ya da hiç göstermemektedirler. Yine de, mümtaz psikolog, Dr. Albet Edward Wiggam’ın dediği gibi, kişiliğin özüne indiğinizde, başkalarına ilgi ve onlara hizmet yeteneğinden başka bir şey bulamazsınız.


İnsanlar burada kalıcıdır

Beğensek de beğenmesek de, insanlar burada kalıcıdır. Modern dünyada, diğer insanları dikkate almadan başarı veya mutluluğa erişmemiz mümkün değildir.

Kendisini başarılı hisseden doktor, avukat, satıcı; mutlaka işinde en zeki veya en becerikli kişi olmayabilir. En çok mal satan ve bundan en çok zevk alan satıcı kız, mutlaka en güzel veya en akıllı olan değildir.

En mutlu karıkoca, en güzel yüzlü veya en yakışıklı fiziği olanlar da değildir.

Hangi alanda başarıya bakarsanız bakın, mutlaka insanlarla iyi geçinme konusunda uzmanlaşmış, diğer insanlarla ilişkilerde “şeytan tüyü” ne sahip bir kadın veya bir erkek görürsünüz.


İstediğinizi Elde Edebilmeniz için Denenmiş Yöntemler

Bu, insanlarla başarılı ilişkiler kurabilme konusu veya işi, benim hep büyük ilgimi çekmiştir. Yıllarca tanıdığım başarılı kadın ve erkekleri inceleyerek, onların neden başarılı olduklarını anlamaya çalıştım. Başarısız kadın ve erkekleri de aynı nedenle inceledim. Konu hakkında bulabildiğim her şeyi okudum, ancak “diğerleriyle iyi geçinme yollan” üzerine okuduğum kitapların, gerçekte insanların nasıl davrandığı ve neler istedikleri konusunda hassas çalışmalara dayanmadığını gördüm. Bunlar genelde yazarın, insanların nasıl davranması gerektiği ve neler “istemeleri gerektiği” üzerine bazı fikirlerini içeriyordu. Bunlar ya Polyanna gibi kendi isteklerinizden vazgeçerek diğerlerini yatıştırma veya zor kullanarak onlara hükmetme yollarını gösteren çalışmalardı.

Oysa ben yıllar boyu inceleyerek gördüm ki, bazı kadınlar ve erkekler, işe yarayan bazı teknikleri sessizce kullanarak hem diğerleriyle iyi geçiniyorlar, hem de istediklerini elde ediyorlardı.

Gariptir, bu insanların kullandığı pek çok yöntem ve teknik, yıllarca üzerinde yazılar yazılmış eski yöntemlerle aynıydı, ancak tek bir farkları vardı. Bunlar yüzeysel kalmıyor, “numara” olmuyor ancak, insan doğasını anlayarak uygulanıyordu. Bunlar insanları oyalamaktan ziyade, prensipler olarak kullanılıyordu.


Maharet, bazı temel prensiplerde uzmanlaşmakla oluşur

İnsan ilişkilerinde maharet, diğer alanlarda kazanılan maharete çok benzer; zira başarı, bazı temel prensipleri anlamak ve bunlar üzerinde uzmanlaşmakta yatar. Ne yaptığınız kadar, neden yaptığınızı da bilmelisiniz.

Tek enstrüman çalabilen bir müzisyen olmayın. Temel prensipler gündeme geldiğinde, tüm insanlar aynıdır. Ancak karşılaştığınız her insan farklıdır. Her tanıdığınız insan üzerinde farklı bir numara denemeye kalksanız, tıpkı her bir kompozisyonu tamamen yeni ve eşsiz bir parça olarak algılayıp öğrenmeye kalkan bir piyanist kadar ümitsiz bir durumda olursunuz.

Piyanist, belirli prensiplerde uzmanlaşır. Müzik hakkında bazı temel bilgiler edinir. Klavyede belirli bir maharete ulaşıncaya kadar belirli egzersizler yapar. Bu temel şeylerde uzmanlaşınca, biraz pratik ve biraz daha bilgi ile, önüne konan herhangi bir parçayı çalabilir. Zira her müzik parçası birbirinden tamamen farklı olsa bile, piyanoda sadece 88 adet tuş vardır ve her gam, 8 notadan oluşur.

Piyanist olsanız da olmasanız da, piyanoda “tatlı bir melodi” çalmayı hemen öğrenebilirsiniz. Biraz daha sabırla, konser piyanistinin kullandığı tüm değişik akortları ayrı ayrı çalmayı öğrenebilirsiniz. Ancak bu sizi piyanist yapmaz. Konser vermeye kalksanız başarılı olamazsınız.

İnsanları etkilemek bir numara değil, bir sanattır. Aynı şekilde, “insanları etkileme” yolunda bir kaç numara öğrenip bunları mekanik ve yüzeysel şekilde uygulamaya koyarsanız da böyle olur. O insanlarla iyi ilişkiler kurabilen kadın veya erkeklerin yaptıkları şeylerin aynısını yapar, ancak bunlardan bir sonuç alamazsınız. Siz de aynı tuşlara basarsınız, ancak bu müzik olmaz.

Evet, hepimiz başarı ve mutluluk istiyoruz. Ancak, insanları zorlayarak bu iki ödülü alabilme zamanı çoktan geçti, belki de böyle bir süreç hiç olmadı. İstediğinizi alabilmek için dilenme veya yalvarma da bundan daha iyi bir yöntem olamaz; zira hiç kimse avuç açarak dolaşan ve el pençe divan duran, diğer insanların kendisini sevmeleri için yalvaran birine saygı duymaz, ona yardım etmek istemez.
Yaşamdan istenileni elde edebilmek için başarıya giden tek yol, insan ilişkilerinde maharet kazanmaktır.


 ÖZET

1- İş dünyasındaki tüm başarısızlıkların yüzde 66 ila 90 inin aslında, insan ilişkilerindeki başarısızlıklar olduğu kanıtlanmış bir gerçektir.

2- Çekingenlik, ürkeklik ve kendine güvensizlik gibi, kişilik sorunları olduğu söylenen problemler, aslında insan ilişkilerindeki sorunlardan kaynaklanır.

3- İnsanlarla güven dolu ilişkiler kurmayı öğrenmekle kendi başarı ve mutluluğunuzun kendiliğinden arttığını gerebilirsiniz.

4- İnsan ilişkilerinde temel prensipleri öğrenirseniz, numaralara gereksiniminiz kalmaz.















 





AHMET NAZİF ZORLU "Tül perde işinde dünyanın, ev tekstilinde ise Avrupa'nın en büyük üreticisi konumuna geldi."

Yazar: murat güneş Tarih: 10:44 Kategori: Yorum:


 
AHMET NAZİF ZORLU

Miras değil, zorlu bir mücadeleyle başardı

Tül perde işinde dünyanın, ev tekstilinde ise Avrupa'nın en büyük üreticisi konumuna geldi. Küçük bir atölyede başlayan "zorlu" bir dönemin sonunda,  50’yi aşkın şirketle 108 farklı ülkeye "made in Zorlu" etiketini taşımış oldu.

Ahmet Nazif Zorlu, üniversite mezunu değil, hayat okulu mezunu. İyi bir eğitim alamamış olmasına rağmen iş hayatının zorlu şartlarına yenilmedi ve iyi eğitim almış rakipleriyle arasındaki farkı kapatabilmek için azimle çalıştı. İş hayatına erken girmenin, ona erken tecrübe avantajı kazandırdığım sürekli vurguluyor.

Başarı mottosu şuydu: "Gezen tavşan yatan aslandan kısmetlidir"

O; bugünlerin planım yıllar öncesinden yapıp, "Bir gün dünya şirketi olacağız," dediğinde, gerçekçi düşünmeye davet edilmişti. Oysa şimdi yapılan araştırmalara göre, bugün KOBİ'lerin iş hayatında kendilerine en fazla örnek aldıkları başarı hikâyesinin sahibi o.

Onun temel ilkesi "hızlı karar ver ve verdiğin kararı hemen yarın uygula" idi. Hızlı karar almak ve stratejik düşünmek Zorlu'nun en büyük sırrı. Tüm kurumunda "Gezen tavşan yatan aslandan kısmetlidir" atasözü ezbere bilinir. Çünkü Zorlu, bu sözü defalarca tekrarlayarak tüm çalışanlarının beynine kazır.

Şimdi gelelim, Zorlunun diğer başarı sırlarına...

Ahmet Nazif Zorlu'dan başarıya götüren sözler

             Başarınızda belirleyici olan risk alma stratejinizdir Risk almadan bir şey yapamazsınız.

             Başarıda, teori % 20, pratik %80 rol oynuyor. O nedenle siz gençlere en büyük öğüdüm, stajınızı o kuruma gönül vererek, işe yoğunlaşarak yapmanız. Fabrikalar, şirketler birer hayat okulu. Elinize geçen fırsatları iyi değerlendirmeli ve iş başında öğrenebildiğini kadar çok şey öğrenmeli ve talepkâr olmalısınız.

             Teori, deneyimle birleştiğinde ancak kullanılabilir bilgiye dönüşür ve size fayda sağlar.

             Fedakârlık yapmadan başarılı olunmaz.

             Başarı, yarınları planlayanların, olayları değil hedefleri; konuşanların olacaktır.

             Hızlı olacaksın, çünkü yavaş olan geri kalır. Yavaş kalırsan geri kalırsın.

             'Yapayım mı, yapmayayım mı, ben bir düşüneyim' dersen geç kalırsın, hiçbir şey yapamazsın. Hızlı davranacaksın ama kamikaze gibi de girmeyeceksin. Araştırmacı olacaksın. Hayal kurarken bile geleceğe bakacaksın. Trendleri izleyip fizibilite çalışması yapacaksın. Yoksa hiçbir ön çalışma yapmadan 'ben girdim' diye bir işe girmek yanlış.

 

                İnsanlarımızı, kayıt dışına ve bedavacılığa değil çalışmaya alıştıralım. Cinliklerle, kestirmecilikle bir yere varamayız.

                Vücudum, aküm, zekâm elverdikçe çalışacağım.

                İnsan vücudu bir makinedir. Planlayacaksın. Vücudun dinlenme, yeme, eğlenme saatini ayarlamazsanız bu makine yorulur.

               Çıraklığını yapmadığınız bir işin patronluğunu yapamazsınız!

               Dürüst olup cesaretli kararlar verdikten sonra, başarı peşinden gelir insanın.

              Bir kavgaya giriyorsan sonuna kadar mücadele edeceksin. İki tokat atıp kaçmak insanlığa yakışmaz.

               Verdiğiniz sözü yapacak, yapamayacağınız sözü de vermeyeceksiniz. Söz verdiniz mi de ne pahasına olursa olsun yapacaksınız.

               Çalışkan ve dürüst, dürüst ve çalışkan insan istiyoruz. Dürüstsün ama çalışkan değilsin. Hiç önemin yok. Sen zamanı çalıyorsun. Çalışkansın da dürüst değilsin. O da olmuyor. Bunu yaşadıklarımdan öğrendim.

              İleriye dönük hesaplı yaşayacaksın. Hesapsız kasap elinde kalırmış masat. Hesabı kitabı yaparken, çok iyi düşüneceksin.

             Evime gittiğim zaman 'Ben bugün ne yaptım?' derim. O mesuliyeti hissedeceksiniz, hissedemezseniz bir yere varmanız mümkün değil.

             Karar vermek ve işi zamanında bitirmek çok önemli. Zaman satın alınamıyor. Alabilir misiniz? Mümkün mü? Dünyada öyle insanlar var ki, 100 milyar dolarları var.

             Zamanı satın alabilecek olsalar, servetlerinin hepsini de verirler.

             Başarı için, doğru zamanda ve zeminde harekete geçmek şart.

             Gözlemci olmak,  detayları incelemek lazım. Her şey detaydadır.

             Yaptığınız işe inanacak ve kurumunuza sahip çıkacaksınız. 'Ne yaparım da patron olurum' yerine 'Ne yaparım da işimde başarılı olurum' diye düşüneceksiniz. Çok çalışacaksınız. Ve dürüst olacaksınız. İşte size başarının anahtarları...

             Pist yuvarlak, koşarken ille de birinci olmayabilirsin,  ama bir adım geride olsan bile yarışta olmak seni bir yerlere götürür. Yarışlara katılmanı sağlar, şampiyonluklara oynarsın.

              Bir şeye sahip olmak kıymetini bilip hakkım vermekle olur.

SON OLARAK :  Önemli olan zirveye çıkmak değil, çıkılan zirveden geri inmemek.

MÜMİN SEKMAN'ın İnsan İsterse Azmin Zaferi Öyküleri Eserinden Alıntıdır...
www.kigem.com

http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=113233&sa=177267832
 

SAKIP SABANCI. O yapabildikleri ve fikirleriyle bir "BaşarıSA" ikonu oldu!

Yazar: murat güneş Tarih: 10:49 Kategori: Yorum:




Başarmak onun için para kazanmaktan daha önemliydi.
 Hayatta doymadığı tek şey çalışmaktı

              Sakıp Sabancı, hayatta doymadığı tek şeyin ‘çalışmak, çalışmak ve çalışmak’ olduğunu sık sık dile getirdi. Kendisine sadece para peşinde koşan bir iş adamı gözüyle bakılmasını kabul etmeyen Sabancı için bir işi başarmak para kazanmaktan çok daha önemliydi.

             Bir makine gibi durmaksızın çalışan Sabancı, vücudu ilk yorgunluk sinyallerini verdiğinde de doktorlarım dinlemeyecekti. Kalbinin teklemesinin ardından daha az çalışması  istenen Sabancı, bu yasağa uymakta zorlandı. Doktor tavsiyelerine uyamamasını da, "Söz konusu çalışma olunca fren tutmuyorum şeklinde açıklayacaktı. "Yeniden dünyaya gelsem yine sanayici olurdum diyecek kadar işine bağlı olan Sabana, 10 Nisan 2004'te böbrek ve karaciğer yetmezliğinden hayatım kaybetti. Beyninin makine gibi "gır gır çalıştığını" söyleyen Sabana, hep zamanın tüm hayallerini gerçekleştirmeye yetmemesinden şikayet etti.
Başardıklarının başaramadıkları yanında az olduğunu düşürten Sabancı'nın hastanede ölmeden önce yaptığı son şey neydi dersiniz? CEO'sunu çağırıp şirketlerin durumu hakkında bilgi istemek...

O yapabildikleri ve fikirleriyle bir "BaşarıSA" ikonu oldu!


            71 yaşına girdikten birkaç gün sonra hayatnı kaybeden Sabancı'nın hayat düsturları arasında şu söz de bulunuyordu: "Eğer tenkit edilmek istemiyorsan hiçbir şey yapma, hiçbir şey konuşma, hiçbir şey olma..."
Anadolu'nun karamsarlık kokan topraklarında doğup büyümesine rağmen karamsarlıktan uzak duran Sabana, aile bireylerine bir servet, Türk ulusuna da çalışkanlık ve mücadele azmini miras bıraktı.

            Yoğun iş temposunda 14 kitap yazacak zamanı bulan Sabancı, başarı tecrübelerini aktarma konusunda da oldukça bonkör davrandı. Bir başarı ustası gibi, bildiği her şeyi yazarak paylaştı.
Dale Carnegie'nin kişisel gelişim kitaplarından okuduklarını, hayatında kat be kat çoğaltarak, sadece parayı değil, bilgiyi de büyütebildiğini gösteriyordu.

Sakıp Sabancı'dan başarı ve hayat dersleri:

•             Sağlıklı olun. Hayatta her şeyin başı sağlıktır; ancak vücut ve ruh sağlığı tam olan insan hayat yarışına girebilir.

•             Manevi güce inanın. İnsanın hayattan zevk alabilmesi, dünya nimetlerini anlayabilmesi ve çalışma azmine sahip olarak yaşayabilmesi için "bir şeylere inanması" şarttır. Biz Türkler için din, aile bağı, atalarımızdan gelen örf ve adetler çok önemlidir. Bunlara sahip çıkın.

•             Birlik konusuna önem verin. Atalarımız, "Bir elin nesi var, iki elin sesi var" demişler. Aile birliği çok önemlidir. Çok ortaklı kuruluşlarda ortaklığa katılanların  birlikteliklerini sürdürmesi çok önemli. Kademe kademe birliği korumaya özen gösterin. Birliğin esası aile içinde başlar. Düzenli yaşamı olan, aile fikrinin önemine inanan kişiler birlik ruhunu sürdürür.

•             Bilgili olun, lisan öğrenin. Önce iyi eğitim görün. Fakat eğitiminizi tamamladıktan sonra hayat boyu konunuzdaki gelişmeleri izleyin. Hedefiniz, dünyada sizin yaşınızdakilerin, sizin konunuzda çalışanların bilgi düzeyine ulaşmak olmalıdır. Yoksa, “güreş meydanına rakiplerinizle eşit şartlarda çıkma" şansınız olmaz.

•             Hedefi iyi belirleyin. Sonra o hedefe ulaşmak için gerekeni yapın. Bir sabah evden yola çıktığınızda nereye gideceğinizi bilmiyorsanız, akşama kadar dolaşıp eve geri dönersiniz. Ama bir yere gitmeye kararlıysanız, adresi bilmeseniz de sora sora hedefe varırsınız. 

•             İşinize sahip çıkın. Hangi işi yapıyorsanız yapın, o işte en iyi olmaya çalışın. İşin büyüklüğü, küçüklüğü yoktur. "İşin en iyisi ve diğerleri" vardır. Yaptığınız işi "kıyısından, köşesinden, parmağınızın ucuyla tutmayın. Bütün varlığınızla, bütün gücünüzle o işe sahip çıkın.
•             En iyi bilenle işbirliği yapın. Hangi işi yapacaksanız, o işi en iyi bilenle işbirliği yapın. Bu işbirliği kademe kademe olur. En iyi ustanın yanında çırak olursunuz, en iyi ustayı istihdam edersiniz veya o işi en iyi bilenle ortak olursunuz.

•             Çalışanlara güven verin. Size nasıl davranılmasını istiyorsanız başkalarına da öyle davranın. Güç karşısında haysiyetinizi koruyun. Güçsüzleri himaye edin. Hizmetin kadrini bilin. İnsanlardan yararlandıktan sonra, onlara sırt çevirmeyin. Ancak böyle davranırsanız, beraber çalıştığınız insanlar size güvenir.

•             Kurumlaşın. "Duvara dayanma yıkılır, adama güvenme ölür..." Hiçbir iş, bir insana bağlı kalmamalıdır. İnsan fanidir. Eserin, işlerin ve başarıların devamı için müesseseleşme, kurumlaşma şarttır. Bir işin yürümesi bir kişiye bağlı ise, o işin devamlılığı olamaz. O konuda sürekli başarı sağlanamaz. Başarının saman alevi gibi parlayıp sönmesi doğaldır.

•            Tasarruf yatırım demektir. Tasarruf, yatırıma eşittir. Yatırım demek üretim demek, istihdam demektir. Hedefimiz daha bol, daha sağlıklı üretimdir; bunların hareket noktası ise tasarruftur.

•             Devletten uzak durun. Her kişinin politik görüşü farklıdır. Belli bir partiye sempati duyabilirsiniz. Ama başarı arayan kişi politik tercihini işine yansıtma Politikaya endeksli bir iş, bir yere kadar görünse de bu başarı kalıcı olmaz. Devlete mal satmaya, devlete iş yapmaya dönük tezgâh ömür boyu işlemez.

•             Başarıyı paylaşmayı bilin. Başarıyı, buna ulaşırken birlikte yol aldıklarınızla, ailenizle, çevrenizle ve toplumla paylaşmayı bilin. Başarının ürünü olan parada sizin kadar sizinle birlikte yol alanların da payı olduğunu unutmayın.

•             Vergiyi unutmayın. Başarının ürünü paradan, devlete düşeni kuruşu kuruşuna ödeyin. Ayrıca toplumun gelişmesi, sosyal dengesizliklerin törpülenmesi için de para ayırın.

•             Kefenin cebi yok. Her şeyin çaresi var. Ölümün çaresi yok. Hayat bir gün noktalanacak. Hiç ölmeyecekmiş gibi çalışır, yarın ölecekmiş gibi hazırlık yaparsanız hırsınızı da törpülemiş olursunuz ve insanları kırmazsınız. Paranın ötesinde değerler olduğunu görün. Kefenin cebi olmadığım unutmamak hırsı törpülemek için çok önemli bir noktadır.

•             Karşınızdakilerin "insan" olduğunu hiçbir zaman unutmayın! İnsanların birer "makina" olmadıklarım bilin. "Vicdan huzuru" başarılı olabilmenin temel şartıdır. Ayaklarınız her zaman yere bassın. Hiçbir zaman havalarda dolaşmayın. Kendinizi kimseden üstün görmeyin.

•            Karınıza ve çocuklarınıza vakit ayırın. Ne kadar yoğun programınız olursa olsun, karınıza ve çocuklarınıza zaman ayırmalısınız. Bu bir zorunluluk değil bir zevktir.

•            Adınızı temiz tutmaya özen gösterin. Başarı bir bütündür. İsminizi temiz tutun ki, başarı isminizi taçlandırsın.

•            İşbirliği yapacağınız insanları, birlikte çalışacağınız kişileri gibi ortaklarınızı seçerken dikkatli olun. Arkadaşlıklarınızı dostluklarınızı iyi kurun.


•            Fikirlerinizden ve değer yargılarınızdan fedakârlık etmeyin. Etmeyin ki önce aileniz ve çevreniz size güvensin.

MÜMİN SEKMAN'ın İnsan İsterse Azmin Zaferi Öyküleri Eserinden Alıntıdır...
www.kigem.com

http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=113233&sa=177267832

Balkanların Kızıl Saçlı Arnavut Kızı CANDAN ERÇETİN (Kendi sesini ve yeteneğini, amacının gereğine göre yeniden yapılandırdı.)

Yazar: murat güneş Tarih: 09:39 Kategori: Yorum:



CANDAN ERÇETİN

Kendi sesini ve yeteneğini, amacının gereğine göre yeniden yapılandırdı

1994 mali krizi 'dönüşümü' kolaylaştırdı. Candan Erçetin hayatım klasik müzikle kazanamayacağını anlamıştı. 12 yıl süren konservatuvar eğitiminden sonra kendine 3 yıl zaman tanıdı Dinledi, etüt yaptı, araştırdı. Sonunda sesini popüler müziğe uyarladı.

10 yıl öncenin 'dramatik sopranosu', antik aryalar, şansonlar söyleyen ismi artık bir 'popçu' olmuştu. Candan Erçetin bu son makas değişimi ile hayatının yeni yönünü belirlemiş oluyordu.

Belki de bazı insanlar bunu kitlelere verilmiş bir 'taviz' olarak görecekti ama o içine sindiği kadar, ruhuna uyduğu kadar popçu olacaktı. Bir sorun daha vardı. Popçu olmaya razı olmak, popçu olmaya yetmiyordu! Bir yerden başlayıp, bu yeni yolda kendini "kanıtlaması" gerekiyordu.

Yeni yoldaki ilk adımlar: Dipten başla, adım adım zirveye çık!

Candan, içinde ne yapmak istediğini netleştirince, yeni yönde yeni yollar bulmakta gecikmedi.
I 1994 Candan Erçetin'in hayatında yeni başlangıçların yılıydı. Önce mezun olduğu Galatasaray Lisesi'ndeki kadro açığını değerlendirip babasının da mesleği olan müzik öğretmenliğine başladı.

Televizyonculukla tanışması da aynı yıla denk geldi. Sunuculuğunu yaptığı Kanal D'de yayınlanan
'Kol Düğmeleri' adlı magazin programı yeni yöndeki, yeni yollardan biriydi. 1995 yılının Ekim ayında Numberone TV'de haftada beş gün yayınlanan ve 65 bölümden oluşan 'Randevu' adlı sohbet programını sundu.

İlk albümünün adı, başarıya hazır olduğunu ima eder gibiydi

Aynı yılın Temmuz ayında da ilk solo albümü olan 'Hazırım' çıkmıştı. İsmi sanki başarıya hazırlığını ifade ediyordu. 400 bin satan bu albümünde doğup büyüdüğü Trakya'nın ve ailesinin kökeni olan Makedonya'nın ezgileri ağırlıktaydı. Daha sonraki çalışmalarında da bu yörelerin müziğinden ilham almaya devam etti.
 1996 yazında Türkiye için bir ilke imza atarak 'Sevdim Sevilmedim' adlı remix albümü çıkardı. Türkiye ilk kez tanıştığı 'remix' kavramım sevmiş, şarkının değişik versiyonları ülkenin birçok yerindeki yazlık mekânların en çok çalınanlarından biri olmuştu.

Bir yıl sonra solo albümü 'Çapkın'da kendi bestelerine de yer verdi. Bu albümde yer alan 'Yalan' şarkısı hit oldu. 400 bin satan 'Hazırım'ın ardından gelen 'Sevdim Sevilmedim' single'ı 180 bin, içinde 'Yalan'ın da bulunduğu Çapkın 850 bin sattı.

Candan Erçetin'in ağzından hayat ve başarı felsefesi

•             Türkiye'de farklı meslek dallarında sadece işini yaparak marka olan birçok kurum ve kişi var. Sanırım hepsinin de başarılarının sırları ortak olmak. Bu, sabrı, istikrarı, çalışkanlığı, ilkelerden ödün vermemeyi ve tüketicisini hayal kırıklığına uğratmamayı içinde barındıran bir karışım.

•             Ben ise kişisel olarak başarıyı başka bir nedene daha bağlıyorum. Başarıyı bir sabah uyandığınızda sahip olunabilecek bir şey olarak görmüyorum. Bence başarı bir ömür boyunca, verdiğiniz her bir randevuya saatinde yetişmek, yapmanız gereken bir ödevi zamanında yapmak ve birine verdiğiniz sözü yerine getirmek gibi yüzlerce küçük başarının toplamından oluşuyor.

•             Gerçekleştirmek için sırada beklettiğim öyle çok hayalim var ki! Ama hayal işte! Adı üstünde. Dillendirmek gerekir. Sadece şunu söyleyebilirim, umarım bir yıla varmaz birini daha gerçekleştirecek kadar şanslı olurum.

•             Mesleki açıdan her şeye tahammül etmeyi öğrettim kendime. Çünkü tahammülsüzlük öfkeyi, öfke de yanlışı getiriyor insana. Her şeyi gözlüyorum ve daha önceleri tahammül edemeyecek olduğum albümleri, yüksek tiraj yapan birçok kişiyi de ciddiye alıyorum. Tabii ki bu durum dinleyici olarak zevkimi değiştirmiyor.

•             Benim 'keşke'lerim, 'keşke dün akşam çok yemeseydim, keşke bu saatte trafiğe çıkmasıydım' gibi basit, günlük olaylarla sınırlı. Keşke lafım neredeyse hiç kullanmam. Çünkü 'keşke' geri alamayacağınız bir anın tekrar yaşanması üzerine kurulmuş bir hayaldir.

•             Yanlışlarımdan sadece öğrenmeye çalışırım. Hatalar da bunun için var zaten. Aynı hatayı tekrarlamamak için dikkat ederim ama yeni hatalar yapmaktan da korkmam. Aksi halde gelişmemiz mümkün değil.

•             Bana göre, iklimler karakterlerin oluşmasında etkendir. Ben, kara ikliminin hâkim olduğu, ormanlarla çevrili Kırk- lareli'nde doğdum, büyüdüm. 11 yaşında yatılı okula geldim ama okul harici yine evimdeydim. İstanbul'da sürekli ikamet etmem ise 19 yaşımdan sonrasına rastlar. İstanbul'u çok iyi bilirim, ama bu şehrin değişken ikliminin karakterimi etkileyeceği yaşlarda buralarda değildim. Tarih boyunca İstanbul'un karakteristiği olan entrikacılıktan hiç anlamam! Ben İstanbul'u mesken tutmuş, geri dönüşe gün sayan bir taşralıyım.

•             Bilinen tüm Arnavut hikâyeleri, çalışkanlık, el becerilerinin kuvvetliliği ve inatçılık üzerine... Bende de bu özelliklerin hepsi var. Başladığım işi bitirmek veya hedefime ulaşmak konusunda inatçıyımdır.

•             İşte ve özel yaşamımda, her işi kendim yapmayı severim. Son derece işinin ehli bir ekiple çalışıyorum, ama gerekirse bir şeyleri bizzat yapabilmek benim için çok önemli. Bu tabu ki her şeyi merak etmeyi, hatta her işe burnunu sokmayı da getiriyor yanında.

•             Üniversitedeyken kararım, hayalimdeki meslek olan arkeolojiyi sürdürmekti. Bu konuda epeyce direndim. İstanbul Üniversitesi Klasik Arkeoloji bölümünde 3.sınıf öğrencisiyken, ilk kez Efes kazılarına katıldım. Daha sonra Avusturya Araştırma Bakanlığı'ndan bir burs aldım ve Avusturya'da arkeoloji okumaya devam ettim. Kadro sorunuyla karşılaşınca, hayatımı kazanmak için turizm sektörüne kaymak zorunda kaldım.

•             Kazanmak için çok çalışabilirim. Ama çok para kazanmak için göze alamayacağım birçok şey var. Üç çocuklu 13 memur ailesinin en küçük ferdiyim. Dolayısıyla sınırlı para ile geçirdiğim süre bol parayla geçirdiğim süre-den daha uzun. Ve tabii her memur çocuğu gibi, hayat bana da onurun paradan daha kıymetli olduğunu öğretti. Sağlığım yerinde olduğu müddetçe her koşul-da yaşarım ve mutlu olurum.


•             60 yaşında nasıl bir hayatımın olacağının hayalini kurmadım ama bir çiftlikte yaşayan ve aldığı hasatı kendi değerlendiren, etrafında da onlarca hayvan koşturan yaşlı bir kadın olmayı isterdim.Hayatın bir sırrı olduğuna inanıyorum. Herkes gibi ben de onu çözmek için buradayım.

MÜMİN SEKMAN'ın İnsan İsterse Azmin Zaferi Öyküleri Eserinden Alıntıdır...
www.kigem.com

http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=113233&sa=177267832

KONSUKE MATSUSHITA (Tüm servetini kaybetti, 'sil baştan' zirveye çıktı)

Yazar: murat güneş Tarih: 10:58 Kategori: Yorum:




KONSUKE MATSUSHITA

Tüm servetini kaybetti, 'sil baştan' zirveye çıktı

Japonya'nın İkinci Dünya Savaşı'nda yenilenler cephesinde yer almasıyla birlikte dişiyle tırnağıyla kazıyarak kurduğu şirketi elinden alınıp gitti. Tüm mal varlığına el konuldu ve başladığı noktanın bile gerisine düştü. Yeniden yoksuldu. Üstüne üstlük milyon dolarlarla ifade edilen borçları vardı.
Yeniden sıfır noktasına dönmüştü ama başarılı olmayı bir kez öğrenmiş biri olarak tekrar zirveye çıkması bu kez zor olmayacaktı. Önemli olan başarının mantığını bilmekti, gerisi teferruattı.
Başarısının tesadüf olmadığını ikinci kez zirveye yükselerek kanıtladı. Mal varlığını geri alabilmek için giriştiği mücadeleyi de kazandı. 19501i yıllarda adeta küllerinden yeniden doğdu. Üstelik daha da güçlenmiş olarak.
Yeni ürün geliştirilmesine büyük önem veren Matsushita'nın yönetim anlayışı da sürekli gelişme ve asla mevcutla yetinmeme üzerine kuruluydu. Kurduğu şirketlerin dinamik yapıda olmasına önem veren Matsushita, esnek üretim ve esnek rekabetin ilk uygulayıcılarındandı.

Tüm zamanların en esinlendirici kişiliklerinden biri oldu

Çıraklıktan dünya çapında başarıyla yükselen Matsushita'nın en çok örnek alınan kişiliklerden biri olmasının sim yolmaz azmi ve kendini sürekli geliştirmesiydi.
John P. Kotter, şöyle diyor:
Başkaları, başarısızlık acısı ya da başarı kibrinin bir sonucu olarak, otuzlu ya da kırklı yaşlarında sabit bir düzeyde tutunmaya Yarar kılarken, Matsushita öğrenmeyi ve gelişmeyi hep sürdürdü."
Onun hayatı, her şeyin bittiği düşünülen anlarda yeni başlangıçlar yapılabileceğinin örnekleriyle doluydu. Yaşamının değişik dönemlerinde karşı karşıya kaldığı zorluklar, onu olayları yeniden değerlendirmeye ve sürekli yeni bir şeyler öğrenmeye itti.
İnsanlığı geliştirmeyi de ideal edindi
Mutluluk için para kazanmanın tek başına yeterli olmadığını anladıktan sonra insanlık için büyük ideallerin peşine düştü. Önce Çalışanlarına daha iyi koşullar sunmak için radikal kararlar aldı. Sonra toplumun gelişmesine katkı sunma sorumluluğunu şirket felsefesi haline getirdi. 2. Dünya Savaşı sonrasında ise dünya barışı, refahı ve mutluluğuna katkı sunmak için kurduğu enstitü aracılığıyla birikimlerini tüm insanlıkla paylaşmaya başladı.
Sadece ilkokul mezunuydu ama kendisini o kadar geliştirdi ki, ülkesinde 'yönetimin tanrısı' diye nitelenen, büyük bir kanaat önderi oldu. Sadece parasıyla değil, fikirleriyle de saygı görüyordu.
En belirgin özelliği zorluklar karşısındaki dayanıklılığı olan Matsushita yakaladığı başarıyı; 'tutku, bilmek, açık fikirlilik, yapmak ve yaptıklarını gözden geçirmek’ kelimeleriyle açıklıyordu. 
fıim zamanların en esinlendirici kişiliklerinden biri oldu
Çıraklıktan dünya çapında başarıya yükselen Matsushi- a'nın en ǰ^ örnek alınan kişiliklerden biri olmasının sim yıkılmaz azmi ve kendini sürekli geliştirmesiydi.
John P. Kotter, şöyle diyor:
iBaşkaları1 başarısızlık acısı ya da başarı kibirinin bir sonucu olarak, otuzlu ya da kırklı yaşlarında sabit bir düzeyde tutunmaya karar kılarken, Matsushita öğrenmeyi ve gelişmeyi hep sürdürdü."
Onun hayatı, her şeyin bittiği düşünülen anlarda yeni başlangıçlar yapılabileceğinin örnekleriyle doluydu. Yaşamının değişik dönemlerinde karşı karşıya kaldığı zorluklar, onu olayları yeniden değerlendirmeye ve sürekli yeni bir şeyler öğrenmeye itti.
İnsanlığı geliştirmeyi de ideal edindi
Mutluluk için para kazanmanın tek başına yeterli olmadığını anladıktan sonra insanlık için büyük ideallerin peşine düştü. Önce Çalışanlarına daha iyi koşullar sunmak için radikal kararlar aldı. Sonra toplumun gelişmesine katkı sunma sorumluluğunu şirket felsefesi haline getirdi. 2. Dünya Savaşı sonrasında ise dünya barışı, refahı ve mutluluğuna katkı sunmak için kurduğu enstitü aracılığıyla birikimlerini tüm insanlıkla paylaşmaya başladı.
Sadece ilkokul mezunuydu ama kendisini o kadar geliştirdi ki, ülkesinde 'yönetimin tanrısı' diye nitelenen, büyük bir kanaat önderi oldu. Sadece parasıyla değil, fikirleriyle de saygı görüyordu.
En belirgin özelliği zorluklar karşısındaki dayanıklılığı olan Matsushita yakaladığı başarıyı; 'tutku, bilmek, açık fikirlilik, yapmak ve yaptıklarını gözden geçirmek' kelimeleriyle açıklıyordu.

Konosuke Matsushita'nın yaşadıklarından öğrendiği başarı dersleri

•            Mütevazi bir kalp ve açık bir zihinle insan her deneyimden, her yaşta bir şeyler öğrenebilir. Büyük ve insancıl olan ideallerle, başarı ve başarısızlığı fethedebilir, ikisinden de dersler çıkarabilir ve gelişmesini sürdürebilir.

•             Herkesin izleyecek bir yolu vardır. O yol genişler, daralır, yokuş olur, çıkar, sonra iner. Çaresiz ve umutsuz gezinmelerin olduğu zamanlar olur. Ama cesaret dolu bir kararlılık ve inanç sayesinde, doğru yol bulunacak-tır. Asıl zevkli olan da budur.

•             Hayatım boyunca deniz olmak istedim, denizlere hep özendim. Düşünsenize, ırmaklardan, dere ve çaylardan, göllerden süzülen sular hep denizlere doğru koşuyor. Deniz coştukça coşuyor, kabardıkça kabarıyor. Bir de şu dağların zirvelerine bakın. Zamanla, bitki bile yetişmeyen kayalıklara dönüşmüşler. Acınacak durumdalar. Siz de deniz olmayı hedefleyin. Dağların zirvesinde kalmayın. Çalışanların fikirleri aynı akar-sulara benzer. Aşağıya doğru akarlar. Siz yukarı çıkan akarsu gördünüz mü? Eğer makamınızdan dolayı kendinizi bir şey zanneder, onlardan kopar, çalışanlarınıza tepeden bakmaya başlarsanız, size hiçbir fikir gelmez. Yukarıda kurursunuz, kendiniz kuruduğunuz gibi şirketinizi de kurutursunuz. Alçakgönüllü olun, deniz gibi her zaman aşağıda yer alın. Onların arasına girin, onları dinleyin, sizden korkmasınlar, sizi onlardan birisi olarak görsünler.

•             Kapasitelerini sonuna kadar kararlılıkla kullanmaları halinde en yoksullar bile çok şeyi başarabilirler. Zor dönemleri sadece tehlike olarak değil, öğrenme fırsatı olarak da görün. Zorluk ve başarısızlık durumlarında, insan daha güçlenmiş olarak yeniden doğabilir. Başarı kendini beğenmişliğe ve riskten nefret etmeye yol açarsa, Kişisel gelişimi durdurabilir. Başarılarını mütevazı ve dürüst biçimde değerlendirmeye istekli olmak kişisel gelişimin özüdür.

•             İnsanların kendi yazgılarından sorumlu özgür özneler olduğuna inanıyorum. Seçim yapma şansına sahipler.Bir yol bizi barış ve mutluluğa götürürken, diğeri kaosa ve kendi kendimizi mahvetmeye doğru çekmektedir.

•             Gerçekliğe doğrudan, açık ve dürüst biçimde yaklaşın. Anlık arzular ya da politik entrikaların sizi yoldan çıkarmasına izin vermeyin. Yağmur yağdığı zaman şemsiyenizi açın.

•             Sizce Thomas Edison'un hiç AR-GE'yle çarçur edeceği parası olmuş mudur? Edison, gençliğinde gazete satarak geçimini sağlamak zorundaydı. Yine de, AR-GE için hiç harcama yapmamasına rağmen, dünyaya sayısız katkıda bulunabildi.

•             Cesaret dolu azmimizin ödülünü ileride alacağımıza kesinlikle inanıyorum. Zorluklarımızın bize boyun eğdirmesi ve moralimizi bozmasına izin vermemeye çalışalım.

•             Dikkatli çalışmak yeterli değildir. Nasıl bir göreviniz olursa olsun, sanki kendi şirketinizin başkanıymışsınız gibi, işinizden tamamen sizin sorumlu olduğunuzu düşünmelisiniz. Böyle yapmakla, sadece uygun cihazların yapılması ve yeni buluşların doğması mümkün olmaz, ayrıca kendi gelişiminize de büyük katkı yaparsınız.

 •            İnsanlar bazen insan doğasının çirkin ve zayıf taraflarının kölesidir. Bununla birlikte, kendiniz için yüksek hedefler belirler ve her gün onlar üzerinde düşünmeyi sürdürürseniz, adım adım daha fazla konsantre olur, kendinizi daha iyi bir insan haline getirir ve böylece daha mutlu bir kişi olursunuz.

•              Gerçekten işinin ustası olan insanlar, zorlukların kendilerini alt etmesine izin vermezler. Lider konumunda olan bir insanın aklından çıkarmaması gereken şeylerden birisi budur.

•              Başarı ya da başarısızlığın, güvenli ve kararlı davranıp davranmayacağınıza bağlı olduğundan eminim.

•              Maddi konfora sahip olmak kesinlikle mutluluk garantisi değildir. Sadece manevi zenginlik gerçek mutluluğu getirebilir. Eğer bu doğruysa, işletmenin yaşamın sadece maddi yanıyla ilgilenip, insan ruhuyla ilgilenmeyi din ya da ahlaka bırakması mı gerekir? Sanmıyorum. Manevi olarak zengin ve maddi açıdan bolluk içinde yaşayan bir toplum yaratma çabasına işadamları da katılabilmelidir.


•             Mevcut durumu sürdürmek, çöküşün başlangıcıdır. Hayatta kalabilmek için rakipler yaratmalısın.

MÜMİN SEKMAN'ın İnsan İsterse Azmin Zaferi Öyküleri Eserinden Alıntıdır...
www.kigem.com

http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=113233&sa=177267832

Neden sahip olmadıklarımıza sahip olmaya çalışırken, sahip olduklarımızın farkına varamıyoruz???

Yazar: murat güneş Tarih: 15:24 Kategori: , Yorum:

Dün bu saatlerde yaşamış olduğum bir olay neticesinde bu yazıyı yayınlama ihtiyacı hissettim.
Bizler çoğu zaman makam mevki kariyer para lüks bir hayat saygınlık gibi değerlerin peşinde çabalarken en büyük değerin kıymetini unutuyoruz.
SAĞLIK....

Haftanın yorgunluğunu gidermek için gitmiş olduğum Gençlik Parkında bir çığlık yankılandı. Hemen koşup bakma gereği duyduk. yatırılmış olduğu bankta güçlükle tutulan bir genç. Muhtemelen 15-16 yaşlarında.
Yattığı yerde adeta can çekişiyor.Bir an gözüm çocuğu zapt etmeye çalışan adamın yüzüne takılıyor.
Kaşının yanından, yüzünden kan akıyor. Belli ki evladı kendine zarar vermesin diye kendi bedenini feda ediyor. Adama hemen sordum." Ambulans çağıralım mı?" kan ter içinde bana çaresiz bakışlarla şu cevabı verdi.
"Ambulansın yapabileceği birşey yok. Otizm hastası". O anda nutkum tutuldu. Çocuk biraz iyileşti ve birlikte gittiler.
Ne kadar acı bir tablo. Bir yanda ömür boyu katlanmak zorunda olduğu bir otistik evladı olan adam.
Bir tarafta da daha iyi bir hayat yaşamak için çırpınan bizler.
Sonuç olarak hiç birimizin o adamcağız kadar yaşamından şikayet etmeye hakkı yoktur!!!

Yazımı Kanuni Sultan Süleyman Han'ın şu dizeleriyle sonlandırıyorum...

Olmaya Cihanda Devlet bir nefes Sıhhat gibi... 

Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi

Mefharet didükleri ancak cihân gavgasıdur
Olmaya baht ü saâdet dünyada vahdet gibi

Ko bu ıyş u işreti çünkim fenâdur âkibet
Yâr-i bâki ister isen olmaya tâat gibi

Olsa kumlar sağışınca ömrüne hadd ü adet
Gelmeye  bu şîşe-i çarh içre bu sâat gibi

Ger huzur itmek dilersen ey Muhibbî fâriğ ol
Olmaya vahdet makamı kûşe-i uzlet gibi
---------------------------
Zülfine virdüm gönül dâm-ı belâsın bilmedüm
Her kılında var imiş bin müptelâsın bilmedüm

Cân ü dil derdüni arz itdüm tabibâ dir bana
Ölmeden artık bu derdün ben devâsın bilmedüm

Gâh hasret gâh hayret gâh mihnet gâh âh
Aşkının ben haste dil bunca belâsın bilmedüm

Ömrümi âşıkların kesmek değülse kasdı ger
Ya niçün her dem keser zülfi dütâsın bilmedüm

Cür’a-i câm-ı muhabbetden Muhibbî mest olup
Âlemin nice geçer ak u karasın bilmedüm

Günümüz Türkçesiyle
Halk içinde devletten daha itibarlı bir şey yoktur
Dünyada sıhhatli bir nefes gibi mutluluk yoktur.

Saltanat dedikleri şey ancak bir cihan kavgasıdır
Dünyada birlik gibi mutluluk ve talih yoktur.

Bırak bu eğlence ve içme meclislerini zira sonu fenadır
Eğer ebedi bir dost istersen sadakat gibisi yoktur.

(Bir kum saati gibi olan) Ömründeki kumların haddi hesabı olmasa da,
Bu donen sise içinde (en özeli) bir saattir.

Eğer huzur bulmak istersen ey muhibbi (hem sevgili hem de kendisi) her şeyden arın.
Dünyada kösesine çekilmek gibi huzur veren bir tek başınalık (huzur) yoktur.

İMKANSIZI BAŞARAN BİR ADAMDAN YAŞAM DERSİ

Yazar: murat güneş Tarih: 10:18 Kategori: Yorum:

Bir çoğumuz hayatta sahip olamadığımız şeyler için üzülür ve bazen bunlara erişmek için her türlü yolu deneriz. Hatta bazılarımız bu uğurda başkalarının sırtına basarak arzuladıkları hayata, makama ve mevkiye erişmek için etrafındaki insanları kırmaktan, onların üzerine basıp geçmekten geri durmamaktalar.
Bu noktada hepimizin Nick Vujicic'in hayatından dersler çıkarması gerek.
Tıklayın

BEDAVA PEYNİR SADECE FARE KAPANINDA BULUNUR...

Yazar: murat güneş Tarih: 16:40 Kategori: Yorum:



     Ruslara ait olan bu sözü ilk defa Mümin SEKMAN'ın Her şey Seninle Başlar isimli kitabında görmüştüm. O günden beri gerek sosyal gerekse iş çevremde bu sözü kendime felsefe edindim.
    Gerçekten de Ruslar haklı biz insanoğlu her zaman bir şeylerden yakınırız ve çoğu zaman bu söze taban tabana zıt  olan "Armut piş, ağzıma düş" felsefesine göre hayatımızı şekillendiririz. Halbuki özellikle günümüzde arzu ettiğimiz bütün hedeflere ulaşmak için tek bir yol var MÜCADELE!!.

Marriage Is Good For Heart Health, Study Says

Yazar: murat güneş Tarih: 10:22 Kategori: , Yorum:



Yapılan araştırmalara göre evlilik kalp sağlığına iyi geliyor. Tabiki doğru eşi seçebilmişseniz....
Haber linki

d
d